Câhiliyede Sosyal Hayat

Ana Sayfa > Makaleler > İnanç > İslam da Sosyal Dayanışma Müesseseleri
Tarih:03.02.2017 18:54:24 Görüntülenme:778    
 
 

Câhiliyede Sosyal Hayat
    Cahiliye denilince aklımıza, genellikle, Hz. Peygambere peygamberlik gelmeden önceki devir gelir. Cahiliye, bilginin, ilmin zıddı cehl kelimesinden türemedir. Buna göre, insanların dini ve sosyal hayat yönünden bilgisiz, düzensiz ve huzur ile barıştan yoksun bir yaşayış içinde bulunmaları sebebiyle cahiliyet çağı denilen bu devirde aynı zamanda, ilim ve iman (14) nurundan uzak bir hayat yaşadıkları da kast edilmektedir (15). Bir başka ifade ile câhiliyetâbiri; Arap Yarımadasında ilahi kanunların, Allah tan vahiy alan bir peygamberin ve bir vahye dayanan mukaddes kitabı bulunmadığı devre manasında kullanılmaktadır (16).     Cahiliye çağında Arap toplumunda, üç sınıfın varlığı kabul edilir. Bunlardan birincisi, aile topluluğunun veya kabilenin ortak adını taşıyan aynı haklardan yararlanan birlikte göç eden, savaşa katılan ve her hususa birebirleriyle eşit haklara sahip ortak bir hayat yaşayan hür kimselerdir. İkinci sınıf ise; hürlerin haiz oldukları şeref ve haklardan mahrum olan cariye ve kölelerdir. Üçüncüsü de; esirler ile hürler arasında bir sınıf olan mevalilerdir. Bunlar da; herhangi bir köle veya cariye sahibi tarafından azad edilince, azad edenin kabilesine mensup olup onun akrabasından sayılıp mirasa varis olanlardır (17). 
    Cahiliye çağında esirler, köle ve cariye sayılan kimselerdir. Bunların toplum içinde hiçbir değeri yoktu, mal ve eşya gibi alınıp satılır, miras yoluyla bir kimseden ötekine geçer veya hediye edildiği gibi mehir olarak da verilirlerdi. Hürriyetleri, özel teşebbüs hakları bulunmadığı gibi, sanat, ticaret çiftçilik işlerinde kendilerinin arzu ve istekleri olmaksızın kullanılırlardı (18). 
    Mevali diye adlandırılan, azad edilmiş köle ve cariyeler, orta sınıfın teşkil ederlerdi. Bunlarda hür bir kız veya kadınlar evlenemezlerdi. Kısaslarda hürlerin yarı cezaları ile cezalandırılırlar veya mevali olanlara diyet olarak hür kimselere göre yarı diyet ödenirdi (19). 
    Araplarda bir adam istediği bir yabancıyı kendi nesebine katabilir ve onu kendi ailesinden sayabilirdi. Arap Yarımadası’nda, cahiliye çağında, düzenli bir aile müessesini varlığından söz etmek güçtür. İslam öncesi devrede kadınlara Arap topluluklarında, yeryüzünün diğer toplumlarında olduğu gibi, hiçbir değer verilmiyordu. Hatta hakaret görüyorlardı. Esaret altındaydılar. Hür bile olsalar, toplum tarafından aşağılandıkları gibi kendilerine hiç söz hakkı verilmiyordu. Siyasî ve sosyal hakları hiç yoktu (20). Cahiliye döneminde bir kimse istediği kadar kadınla evlenme hakkına sahipti. İslam’dan önce bu gelenek diğer dinlerde daha da yaygındı. Hıristiyanlarda istediği kadar kadını nikâhlayabildiği gibi, istediğini istediği zaman da boşayabiliyordu (21).
    Buna rağmen Araplarda kadın, erkeklerle beraber çalışır, odun toplar, su getirir, giyim eşyası dokur, örer ve dikerdi (22). Ancak, savaşlarda erkeğin yerine tutmazdı. Bu yüzden de aşağılanırdı. Hatta bazı kabilelerde kızlar diri diri toprağa gömülürlerdir (23). 
    Cahiliyet devri Arapları, bedevi yaşayışını tercih ediyorlardı. Muntazam bir teşkilata,  mazlumu, zalimden koruyacak bir idari sisteme sahip değillerdi. Kabileler büyüdükçe aşiretlere ve ailelere bölünüyorlardı. Her kabilenin kedine mahsus örf ve âdetleri vardı. Kabilenin büyüğü aynı zamanda reisi idi (24). 
    Arap Yarımadasının güneyindeki Yemen bölgesinde, hükümdarların emirleri kanundu (25). Kuzeyde, Suriye ile Filistin dolaylarında Roma Hukuku benimseniyordu (26). Doğu ve Kuzey-doğu bölgelerinde ise Zerdüşt dini etkisindeki Sasani hukuk yürürlükteydi. Burada şu kadarını ifade etmek gerekir ki, Cahiliye çağında Araplar, yazılı bir hukuka sahip değillerdi. Örf ve âdete dayanan cahiliye hukuku, “Şeyh” denilen kabile reisi tarafından uygulanırdı (27). 
    Vasiyette belli bir sınır yoktu. İsteyen, istediğine, mirasçısı olup olmadığına bakmaksızın, istediği kadar mal ve vasiyet etmekte kendini serbest hissettirdi. Verasette büyük erkek çocuklar esas alınır, kadınlar, kızlar ve küçük çocuklara mirastan pay ayrılmazdı. Ölenin, büyük oğlu yoksa mirası, kardeşe veya amca gibi erkek ve kan bağı bulunan akrabalara intikal ederdi (28).
     Cahiliye döneminde, adam öldürme, sonuçta kan davasına dönüşüyordu. Ölenin velisinin öldürenden intikam almaya kalkışmasıyla başlayan kan davası, katilin ve maktulun ailelerine geçiyordu (29). Zira Araplar, yiğitlik ve kahramanlıklarının övülmesinden çok hoşlanırlardı. Onun için sudan sebeplerden dolayı adam öldürmekten çekinmezlerdi. Çapul, yağma ve çıkarıcı bir zihniyetle hareket ederlerdi. Bunun yanında, şiir, ruhlarını inceliklerin dışa aksettirirdi. Servet sahibi olma arzusunun önüne geçilemezdi. Çöllerde hayvan yetiştiricilik başlıca geçim vasıtası iken, şehirlerde ise, ziraat ve ticaret önemli bir rol oynardı (30).
    Cahiliye devrinde, içki kumar ve fuhşun son derece yaygın olduğunu belirtmeye ihtiyaç yoktur, iktisadi bakımdan nüfuz sahibi olupta borç vererek faiz almak suretiyle servetini artıran kimselerin hırsını engelleyecek bir müeyyideye rastlamak mümkün müdür?  Cahiliye dönemini Kur’ân ayetlerinde (31) tanıtan hükümlere rastlıyoruz. Ancak, çok açık bir tanım yapmak bakımından, İslam’ın zuhurunun ilk döneminde Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalan Müslümanlarının başında bulunan Cafer b. Ebi Talibin (Öl. 8-630) Necâşiye, kendilerini tanıtırken söylediği şu sözleri, cahiliyeyi nasıl anlamak gerektiği hususunda yeterli bir fikir verir sanıyorum: “Ey hükümdar! Biz, bilgisizlik ve düzensizlik içinde hayat sürüp gidiyorduk (cahiliye ehlindendik) putlara tapıyor, ölü hayvan eti yiyorduk. Her türlü ahlaksızlığı çekinmeden yapıyor; akrabalık bağlarını çiğniyorduk. Komşuluk haklarına riayet etmiyorduk. Kuvvetlimiz, zayıfımızı eziyordu. Uzun müddet bu halde yaşadık” (32).
    Bütün bunlara rağmen, Arap toplumunun vefa duygusuna sahip olduğunu nakleden tarihçiler (33). Arapların başka güzel duygulara da sahip olduklarından bahsetmektedirler (34). Ayrıca, Kâbe’nin perdedarlığı, sulama işi, sosyal yardım, askere komuta, bayraktarlık ve parlamento gibi müesseselerin bulunuşu, İslam’dan önce de sosyal hayatın düzenlenmesi bakımından gelişme olarak nitelendirilen araştırıcılar, bunlardan başka, miras ve diyet işlerini düzenleyen kadılık müessesesine benzeyen bir kurumdan söz etmektedirler. Bunlara ek olarak toplum hayatını ilgilendiren bir olay da “Hılfu’l- Fudûl”dur. Bu anlaşmaya göre; Mekke’de yerli, yabancı, hür ve köle, kim olursa olsun kimseye zulüm edilmeyecek, zulme uğrayan olursa, hepsi birlikte, onun haklarını ya alıp kendisine verecek veya kendi ceplerinden ödeyeceklerdir (35). Corci Zeydan bu türlü anlaşmalara; Medine’de ki Yahudi ve Arap kabilelerinin yaptıkları muahedeleri de örnek vermektedir (36).
    “Allah’a yemin ederiz ki, hepimiz mazlum ile birlikte zalime karşı, bu zalim mazlumun hakkını verinceye kadar, bir el gibi olacağız. Bu ittifakımız, denizde bir tüyü ısıtabilecek kadar su kalıncaya dek ve Hira ve Sevir tepeleri yerinde durdukça ve mazlumun iktisadi durumunda eşitliğe tamamen riayet edilerek devam olunacaktır” (37) şeklinde yemin eden Hılfu’l- Fudûl mensuplarının, bu yeminlerine uygun davranışlarda bulunduklarına dair haberler bize kadar ulaşmış bulunmaktadır.

Ekleyen: Gülistan Akyüz
       
 
Okumuş olduğunuz yazının tüm sorumluluğu ekleyene aittir. Yazının telif hakkı yada uygunsuz içerik içerdiğini düşünüyorsanız lütfen bildiriniz. 

 
 
CoopCool'un Yazılarına Yorum Bırak ツ
◕ Bu Makaleye Henüz Hiç Yorum Yapılmamış, İlk Olmak İstermisinツ
   

En Yeniler

Sitemizde Şimdilik 1233 Yazı Bulunmaktadır.


Coop Cool Sosyal Liselinin Amacı Nedir?
Coop Coola Sorunlarımı Nasıl Yazacağım?
Coop Coola Nasıl Üye Olunur?
Metni Nasıl Kopyalarım?
CoopCool Sosyal Liseli Türkiye nin İlk Liseli Platformu

Kategorilerimiz




Sosyal liseli yayında...

İlginizi Çekebilecekler

Yalan Söylemek ve İftira Etmek Ne Demek ?
İslam da Sosyal Adyanışma Müesseseleri, Ferdî Hürriyet, Mülkiyet Anlayışı
Sosyal Adalet ve Sosyal Dayanışma
Câhiliyede Sosyal Hayat
Gıybet ve Sû-i Zan
İslam da Sosyal Dayanışma Müesseseleri, Çalışma ve Gelir Elde Etme
İslam da Sosyal Adyanışma Müesseseleri İnsan ve Toplum
Amel-i Salih, İnsanlar Arası Münasebet
İsraf ve Cimrilik